Hızlı Erişim
Sayfa No   & 1249
Arama Özellikleri

Bir konu aradınız yada bulamadınız mı?

Aşağıdaki formu doldurarak esnek arama altyapısının gelişmesine katkıda bulunabilirsiniz.

Bu bölümden kitaplar üzerinde detaylı arama yapabilir, kaynaklara göre detaylı filtreleyebilirsiniz.

Arama girişinde otomatik tamamlama özelliği bulunmaktadır. Harfler yazıldıkça, yazarın bu haflere göre kitaplarda en çok kullandığı sözcükleri anlık olarak tamamlamaktadır.

Arama mekanizması; osmanlıca kelimeler ile gerekli geçişleri otomatik olarak yapmakta olup, yazım hatalarını kendi içinde düzelterek arama desteği sağlayan gelişmiş bir algoritma kullanmaktadır.

Arama yaparken, osmanlıca kelime yazım düzenine dikkat edilmesi gerekli değildir, mesela takkeli harfler veya içinde tire bulunan harfler otomatik olarak düzeltilmektedir.

Tüm Sonuçlar
Kaynak Tipi
  • Ana Kitap Seti (7078)
  • Diğer Kaynaklar (3476)
Kitap
  • Tam İlmihal 3.Kısım (1416)
  • Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn (593)
  • İslâm Ahlâkı (570)
  • Herkese Lâzım Olan Îmân (473)
  • Fâideli Bilgiler (463)
  • Şevâhid-ün Nübüvve (448)
  • Tam İlmihal 1.Kısım (437)
  • Eshâb-ı Kirâm (414)
  • Kıymetsiz Yazılar (412)
  • Hak Sözün Vesîkaları (407)
  • Kıyâmet ve Âhıret (383)
  • Tam İlmihal 2.Kısım (371)
  • Cevâb Veremedi (368)
  • Namâz Kitâbı (188)
  • İngiliz Câsûsunun İ'tirâfları (129)
Lügât
  • Dini Terimler (3401)
  • Hâl Tercemeleri (986)
  • Adı Geçen Kitâblar (80)
Dosyalar
  • Süâller ve Cevâblar (11)
Konular
  • Alış veriş bilgileri (93)
  • Gusül-Hayz-Abdest (42)
  • Oruç ve Ramazan (36)
  • Zekat, uşur ve sadaka (21)
  • Kaza namazları (15)
  • Hac Bilgileri (13)
  • Kurban ve adak (12)
  • Mübarek gün ve geceler (6)
Toplam Kaynak: 10584
Necâset mikdârı, bulaşdığı zemân değil, nemâza dururken olan mikdârıdır. (Dirhem mikdârı), katı necâsetlerde bir miskal, ya’nî yirmi kırat, ya’nî dört gram ve seksen santigram ağırlıkdır. Akıcı necâsetlerde, açık el ayasındaki suyun yüzü genişliği kadar yüzeydir. Bir miskalden az olan katı necâset, elbisenin, avuç içinden dahâ geniş yüzüne yayılınca nemâza mâni’ olmuyor. NECÂSET İKİ DÜRLÜDÜR: 1 — Kaba necâset: İnsandan çıkınca abdeste veyâ gusle sebeb olan herşey, eti yinmiyen hayvanların, ve yavrularının yüzülmüş, dabağlanmamış derisi, eti, pisliği ve bevli ve süt çocuğunun pisliği, bevli ve ağız dolusu kusmuğu, insanın ve bütün hayvanların kanı ve şerâb, leş, domuz eti ve kümes ve yük hayvanlarının, koyun ve keçinin necâsetleri, galîz, ya’nî kabadır. Kan dört mezhebde de kaba necâsetdir. Menî, mezy ve idrârdan sonra çıkan vedî ismindeki beyâz, bulanık, koyu sıvı, h...

Tarafından: , Tarih: 02/08/2000

Şâfi’î mezhebinde, necs sıvıların, ilâc ve itriyât islâhı için kullanılan mikdârlarının afv edildikleri, (El-fıkh-ü alel-mezâhib-il-erbe’a)da ve molla Halîl Si’ridînin (El-ma’füvât) kitâbının Süleymân bin Abdüllah Si’ridî “rahmetullahi teâlâ aleyhimâ” şerhinin 1368 Kamışlı baskısında yazılıdır. Harac olduğu zemân, za’îf olan kavle uymak câiz olduğu, bu iki kitâbda ve kitâbımızın ikinci kısm, 1. ci maddesinde yazılıdır. Bunun için, zor durumda kalınca, hanefî ve şâfi’î mezhebinde olanın, böyle karışımların çok mikdârı ile birlikde nemâz kılmaları câiz olmakdadır. Temiz kabûl edilen ilâcın, zarûret olmadan içilemiyeceği, tevekkül bahsi sonunda yazılıdır.] Necâsetden hâsıl olan amonyak gazının meydâna getirdiği nişadır temizdir. Necâset üzerinden kalkıp uçan tozlar, sinekler, elbiseye, suya gelirse, pis yapmaz. Köpeğin basdığı çamurun necs olmaması sahîhdir. Ne...

Tarafından: , Tarih: 02/08/2000

Necs boya ile boyanan kumaş ve beden, üç kerre yıkanınca temiz olur. Su renksiz akıncaya kadar yıkamak dahâ iyidir. Deri altına necâset, meselâ ispirtolu ilâc şırınga edilse, iğne yerini üç kerre yıkayınca temiz olur. Necâseti çıkarmak için deriyi kaldırmak lâzım olmaz. Deriye, yaraya sürülen necs ilâcın ete karışan kısmı ve necs sürme çekilen göz yıkanmaz. Dışarıda kalan kısm ve yara üstündeki kurumuş kan, zarar vermiyecek şeklde yıkanıp giderilir. Zarar olursa yıkanmaz. Fekat üzerinde dirhem mikdârı necâset bulunan kimse imâm olamaz. Görülmiyen necâsetler, meselâ ispirto ve idrâr bulaşan eşyâ, leğende, çamaşır makinesinde, ayrı sular ile, temizlendiği zan edilinceye kadar yıkanır. Bir kerre yıkamakla temizlenirse, kâfî olur. Yıkarken, makinedeki su ve diğer eşyâ, necs olmazlar. Vesvese, şübhe edenlerin üç kerre yıkaması ve hepsinde sıkması lâzımdır. Herkesin, kendi kuvveti kadar sıkması kâfîd...

Tarafından: , Tarih: 02/08/2000

Temâs etdikleri her yer necs olur. Buraları temizlemek için, yedi kerre yıkanır. Bunlardan birine toprak katıp, bu bulanık su ile yıkanır veyâ necs şey suya konup üzerine toprak serpilir ve yıkanır. Yâhud üzerine önce toprak, sonra su konur. Topraklı su ile yıkamadan önce necâseti izâle etmek lâzımdır. Necâsetin yeri yaş ise, önce toprak koymamalı, diğer iki usûlden biri ile yıkamalıdır. Necâsetin izâlesi birkaç yıkamakla olursa, bunların hepsi bir yıkamak sayılıp, sonra altı kerre dahâ yıkamak ve bunlardan biri topraklı olmak lâzımdır. Kokusunu, rengini, tadını çıkarmak için olan yıkamaların herbiri ayrı yıkamak sayılır. Bu iki hayvandan başka necâsetlerin, bir kerre de olsa, yalnız mutlak su ile yıkamakla temizlenmeleri kâfî olur. Şâfi’îde süt oğlanının bevli hafîf necâsetdir. Sıkarak veyâ kurutarak izâle etdikden sonra, üzerine su serpince, akmasa dahî, temiz olur. Oğlan sütden mâada birşey, bir k...

Tarafından: , Tarih: 02/09/2000

İdrâr damlası bulaşınca, avucdaki su, necs olur ve damladığı çamaşır pis olur. Bu suyun damladığı yerlerin toplamı avuc içinden fazla olursa, nemâz sahîh olmaz. İmâm ise, arkasında nemâz kılınmaz. İki eli çolak olanın, istincâ yapdıracak mahremi yoksa, istincâ yapması sâkıt olur . Erkeklerin yürüyerek, öksürerek veyâ sol tarafa yatarak (İstibrâ) etmesi, ya’nî idrâr yolunda damlalar bırakmaması vâcibdir. Kadınlar istibrâ yapmaz. İdrâr damlası kalmadığına kanâ’at gelmeden abdest almamalıdır. Bir damla sızarsa, hem abdest bozulur, hem de elbise kirlenir. Çamaşıra avuç içinden az sızarsa, abdest alıp kıldığı nemâz mekrûh olur. Çok sızarsa, nemâz sahîh olmaz. İstibrâda güçlük çekenler, arpa kadar nebâtî pamuk idrâr deliğine koymalıdır. Sızan idrârı pamuk emer. Hem abdest bozulmaz, hem de don kirlenmez. Yalnız pamuk uzun olup ucunun dışarda kalmaması lâzımdır. Ucu dışarda kalır ve bevl ile...

Tarafından: , Tarih: 02/09/2000

Farzlarda (E’ûzü...) okumak mekrûhdur. Fâtihayı rükü’da temâmlamak nemâzı bozar.) (Ez-Zehîre lil Kurâfî) Mâlikî fıkh kitâbının ikinci baskısı, 1402 de Mısrda yapılmışdır. Buyuruyor ki, (İmâm-ı Mâlik, avâmın müctehidleri taklîd etmeleri vâcibdir buyurdu. Mezhebler, Cennete götüren yollardır. Bunlardan birinde ilerliyen Cennete gider.) İmâm-ı Mâlikden İbnül-Kâsım “radıyallahü anhümâ” yolu ile gelen rivâyetleri hâvî (El-müdevvene) kitâbının son baskısı Beyrutda yapılmışdır. Burada buyuruyor ki, (Kadının el ayası, fercine dokununca abdesti bozulmaz. Soğukdan, hastalıkdan devâmlı mezî sızarsa abdest bozulmaz. Şehvetle, düşündükçe sızarsa bozulur. İstihâza kanı, idrâr sızarsa, bir kavle göre bozulmaz ise de, her nemâz için abdest alması müstehab olur. Abdestde sakal hilâllanmaz. Ehl-i bid’at arkasında nemâz kılınmaz). Kaş, kirpik ve seyrek sakalın altını ıslatmak, sık sakalın üs...

Tarafından: , Tarih: 02/09/2000

57 — SULAR VE ÇEŞİDLERİ (Dürr-ül-muhtâr)da ve bunun açıklaması olan (Redd-ül-muhtâr)da buyuruyor ki: Küçük abdest ve boy abdesti almak için, (Mutlak su) kullanılır. Ya’nî mutlak su hem temizdir, hem de temizleyicidir. Mutlak su demek, ismi yanında, başka kelime söylenmiyen, yalnız su denilen sulardır. Yağmur, dere, nehr, kaynak, kuyu, deniz ve kar suları, mutlak sudur. Müsta’mel su ve pis su ve çiçek suyu, üzüm suyu gibi, cinsi, sıfatı da söylenen sular mutlak su değildir. Bunlar ile abdest ve gusl alınmaz. Bunlara (Mukayyed su) denir. Zemzem suyu ile abdest ve gusl alınır. Mekrûh dahî değildir. Güneşde durmuş su ile de câizdir. Fekat tenzîhen mekrûhdur. Ağaçdan, otdan, meyvadan, asmadan çıkan, damlayan su temizdir. Fekat bunlar ile ve bunları sıkarak çıkarılan sular ile abdest ve gusl câiz değildir. Mutlak suya, temiz birşey karışınca, karışan şey, sudan fazla ise, su mukayyed olur. Karışan şeyin fazla ol...

Tarafından: , Tarih: 02/09/2000

İpek böceği ve yumurtası ve necâsetde yaşıyan kurdlar, bağırsak solucanları ve meyve kurdları temizdir. Bunlardaki necâset bulaşıkları pisdir. Suda yaşıyan balık, yengeç, su kurbağası, suda ölünce, bu su ile abdest ve gusl câizdir. Toprak kurbağası ve yılanından, akıcı kanı olmıyanları da, suda ölünce câiz olur. Bütün bunlar, sudan çıkarılıp, ölünce, ölüleri suya düşerse, yine câiz olur. Kurbağa, suda parçalanırsa, yine câiz olur. Fekat içilmez. Çünki, eti harâmdır. Ördek, kaz gibi karada doğup, suda yaşıyan hayvan ölünce, küçük havuz, necs olur. Hanefîde, küçük havuza, şâfi’îde ise, kulleteynden az olan suya, az necâset düşerse, üç sıfatı değişmese de, necs olur. İnsan içmez ve temizlikde kullanılmaz. Üç sıfatı değişirse bevl gibi olup hiçbir şeyde kullanılmaz. Kulleteyn, beşyüz rıtldır. Rıtl 130 dirhem, dirhem 3,36 gramdır. Kulleteyn, 220 kilo gram olmakdadır. Uzun zemân durmak...

Tarafından: , Tarih: 02/10/2000

Yolda rastlanan bir suyun temiz olduğu iyi bilinir veyâ temiz olduğu çok zan edilirse, bununla abdest alınır. Hattâ, su az ise, buna necâset karışdığı iyi bilinmedikçe, bununla abdest alınır ve gusl edilir. Teyemmüm edilmez. Çünki, her suyun aslı temizdir, zan ile pis olmaz. Hâlbuki, zan ile, aslı üzere kalır. Ya’nî temiz kabûl edilir. İbâdetler, fazla zan edilmekle, temiz ve doğru olur. Îmân, i’tikâd ise, çok zan ile doğru olamaz, iyi bilinmekle doğru olur. Hamâma giren kimse, kurnayı veyâ havuzu dolu görse, içine necâset bulaşdığını bilmedikçe, o su ile abdest alır ve gusl edebilir. Su akıtıp, kurnayı taşırmağa lüzûm yokdur. ARTIKLAR: Bir kabdan veyâ küçük havuzdan, bir canlı içerse, kalan suya (artık) denir. Sıvı ve yemek artıklarının temiz olup olmaması, artığı bırakanın tükürüğü gibidir. Her insanın tükürüğü ve artığı temizdir. Kâfirin, cünübün artığı da temizdir. Cünüb, denize da...

Tarafından: , Tarih: 02/10/2000

52 — NEMÂZIN FARZLARI (ABDEST ALMAK) Nemâzın farzı oniki olup, yedisi dışındadır. Ya’nî, nemâza başlamadan öncedir. Bunlara (Nemâzın şartları) da denir ki, şunlardır: Hadesden tahâret, necâsetden tahâret, setr-i avret, istikbâl-i kıble, vakt, niyyet, tahrîme tekbîri. Her şeyin vücûdü, ya’nî var olması, bir işin yapılmasına bağlıdır. Bu bağlılık, beş dürlü olur: İş, bu şeyin mâhiyyetinin içinde ise, onun bir parçası ise, bu işe, (Rükn) denir. Dışında ise, bu şeye te’sîr ediyorsa, (İllet) denir. Nikâh, evlenmenin illetidir. Te’sîr etmiyorsa, işin yapılması, bu şeyin vücûdünü îcâb ediyorsa, (Sebeb) denir. Vakt, nemâzın sebebidir. Îcâb etmiyorsa, işin yapılmaması ile, o şey de yok olursa, (Şart) denir. Yok olmazsa, (Alâmet) denir. Ezân, nemâzın alâmetidir. Nemâzın farzlarından beşi, nemâzın içindedir. Bu beş farzdan her birine (Rükn) de denir. Hadesden tahâret ikidir: 1— Abdes...

Tarafından: , Tarih: 01/31/2000

6 — Yüzünü yıkarken, iki kaşın altını ıslatmak. 7 — Sakalın sarkan kısmını mesh etmekdir. Bunu yıkamak hanefîde farz değildir. Şâfi’îde çene altındaki deriyi yıkamak farzdır. 8 — Sakalın, sarkan kısmının içine, sağ elin yaş parmaklarını, tarak gibi sokmak . 9 — Dişleri, birşey ile oğmak, temizlemek. 10 — Başın her tarafını, bir kerre mesh etmek. 11 — İki kulağı, bir kerre mesh etmek. Kulakla yanak arasını yıkamak farzdır. 12 — Enseyi, üçer bitişik parmaklarla, bir kerre mesh etmek. Son üçünü birlikde yapmak için, iki el ıslatılıp, iki elde de, üç bitişik ince parmak birbirine yapışdırılıp, iç tarafları, başın önünde, saçların başlangıcına konmak üzere iki el başa konur. İki elin bu üç parmağının uçları, birbirine dokunmalıdır. Baş ve şehâdet parmakları ve avuç içleri havada olup, başa dokunmaz. İki el, arkaya doğru çekilerek, üçer parmak, başı mesh eder. Eller, a...

Tarafından: , Tarih: 01/31/2000

Dirhem mikdârı bulaşmış ise, yıkamak vâcib, fazlasını yıkamak farzdır. Yıkamakda aded yokdur. Temizleninceye kadar yıkamalıdır. Sol elin, bir veyâ iki veyâ üç parmağının içi ile yıkanır. 4 — Tahâretlendikden sonra, bez ile kurulanmakdır. Bez yok ise, el ile kurulamalıdır. 5 — Tahâretlendikden sonra, avret mahallini, hemen örtmekdir. Tenhâda lüzûmsuz açmak, edebi bozar. 6 — Başkasından yardım istemeyip, abdesti kendisi almakdır. İstemeden su döken olursa, câizdir. 7 — Kıbleye karşı, abdest almakdır. 8 — Abdest alırken konuşmamakdır. 9 — Her uzvu yıkarken, kelime-i şehâdet okumakdır. 10 — Abdest düâlarını okumakdır. 11 — Ağzına sağ el ile su vermekdir. 12 — Burnuna sağ el ile su vermek, sol el ile temizlemekdir. 13 — Ağzı yıkarken, dişleri (Misvâk) ile temizlemekdir. Sağ el parmakları uzatılıp, baş parmakla küçük parmak misvâkın altından, diğer üç parmak da üstünden tutarak, ?...

Tarafından: , Tarih: 01/31/2000

Abdesti bozan şeyler...

Tarafından: , Tarih: 02/01/2000

Abdesti bozan şeyler...

Tarafından: , Tarih: 02/01/2000

Abdesti bozan şeyler, uyumak abdesti bozar mı, namazı bozan haller...

Tarafından: , Tarih: 02/01/2000

Mâlikîde, mestin deriden olması şartdır. Mâlikîde, gusl abdesti için çıkarılıncaya kadar mesh etmek câizdir....

Tarafından: , Tarih: 02/01/2000

Parmakları, mestin yan kenârına koyup, mest üzerinde genişliğine kaydırmak da câiz olur. Mesh, elin dış yüzü ile de câiz ise de, içleri ile yapmak sünnetdir. Mestin altına veyâ topukların yanlarına veyâ bacak tarafına mesh câiz değildir. Bir uzvu yıkadıkdan sonra, elde kalan yaşlıkla, mest üzerine mesh edilir. Bir uzvu, meselâ, başı veyâ enseyi meshden kalan yaşlıkla, mesh edilmez. Abdest alıp, mest giymiş bir kimse, yeniden abdest alıp, mesh etmiyerek, mestli ayaklarını suya soksa, bir ayağı veyâ yarıdan fazlası ıslanmazsa, mesh yerine geçer. İçine su girip, ayağı ıslanırsa, mestleri çıkarıp, ayaklarını da yıkamak lâzım olur. Yaş ot üstünde yürüyerek veyâ yağmur ile, mestlerin üstü ıslanırsa, mesh yerine geçer ve niyyet lâzım olmaz. Mestli kimse, abdesti bozuldukdan yirmidört sâat geçmeden, sefere çıksa, bu mestlere üç gün ve gece mesh edebilir. Müsâfir iken mukîm olsa, yirmidört sâat geçmiş ise,...

Tarafından: , Tarih: 02/02/2000

İmâme, ya’nî sarık ve kalensüve, ya’nî takke ve her başlık ve bürka’ ya’nî peçe ve maske üstüne ve eldiven üstüne mesh etmek câiz değildir. Cebîre ya’nî kırık kemiğin iki yanına bağlanan tahtalar üzerine mesh câizdir. Yaranın, çıbanın, derideki çatlak veyâ yarıkların üzerine veyâ içine konan merhem, pamuk, fitil, gaz bezi, flaster, sargı bağı gibi şeylerin çözülmesi, çıkarılması yaraya zarar verirse veyâ bunlar çıkınca, yıkamak veyâ mesh etmek zarar verirse, bunlardan merhem, lâstik gibi, su geçirmiyenler üzerine su akıtılır. Su geçirenler üzerine mesh edilir. Yaraya soğuk su zarar verirse, sıcak su ile yıkamak lâzım olur. Sıcak su da zarar verirse, mesh etmek lâzım olur. Mesh de zarar verirse, üzerinde bulunan şey üzerine mesh edilir. Sargı bezinin, sağlam deri üstüne rastlayan kısmı üzerine de ve sargılar arasındaki deriye de, mesh edilir. Bunların yarıdan fazlasına mesh câizdir. Bunlara...

Tarafından: , Tarih: 02/02/2000

(Mâlikî mezhebinin ikinci kavline göre, özr sâhibi olmak için, hastalık sebebi ile çıkan, abdesti bozan birşeyin bir kerre çıkması kâfîdir. Bir nemâz vakti içinde devâmlı çıkması lâzım değildir. Nemâzdan evvel veyâ nemâz içinde idrâr, yel kaçıran hastaların ve ihtiyârların abdestlerinin ve nemâzlarının bozulmaması için, harac ve meşakkat hâlinde, bunların mâlikî mezhebini taklîd etmeleri ve imâm olmaları sahîh olur.)] Özr sâhibinin özrü, sonraki her nemâz vaktinde, bir kerre, biraz akınca, özrü devâm ediyor sayılır. Bir farz nemâzın vaktinde hiç gelmezse, ya’nî nemâz vakti başından sonuna kadar özrsüz geçerse, o kimse özr sâhibi olmakdan kurtulur. Abdest alırken veyâ nemâz kılarken, özrü kesilip, sonraki ikinci vaktin sonuna kadar hiç gelmezse, özrlü iken aldığı abdesti ve nemâzı i’âde eder. Nemâz bitdikden veyâ teşehhüd mikdârı oturdukdan sonra kesilirse, nemâzını i’âde etmez. Teye...

Tarafından: , Tarih: 02/02/2000

Ona âhıret işleri yaparlar. Bunun içindir ki, , (İnsan ölünce, kıyâmeti kopmuş olur) buyuruldu. Sakın, hayâlde hâsıl olan keşflere ve âlem-i misâlde görünen şeylere aldanarak, (Ehl-i sünnet ve cemâ’at) fırkası âlimlerinin bildirdikleri i’tikâddan ayrılmayınız! Allahü teâlâ, o büyük âlimlerin çalışmalarına bol bol mükâfât versin! Rü’yâlara, hayâllere aldanmayınız! Çünki, bu kurtuluş fırkasına uymadıkca, âhıretde azâblardan kurtulmak düşünülemez. Kıyâmetde kurtulmak istiyenler, kendi görüşlerini bırakarak, bu büyüklere uymağa canla başla çalışmalıdır. Habercinin vazîfesi, bildiğini söylemekdir. Yazınızdaki gevşekliği görünce, hayâllerinize kapılarak, bu büyüklere uymak se’âdetinden ayrılmak felâketine düşeceğinizden ve kendi keşflerinizin akıntısına kapılacağınızdan çok korkdum. Nefslerimizin kötülüklerinden ve işlerimizin bozukluğundan Allahü teâlâya sığınırız. ?...

Tarafından: , Tarih: 01/23/2000

“rahmetullahi teâlâ aleyh”: Şehrdâr bin Ebû Şücâ’ Şîreveyh de Hemedânda tevellüd, 558 senesinde vefât etdi. Ebû Nasr Deylemî, hadîs âlimidir. (Müsned-ül-firdevs) kitâbı meşhûrdur....

Tarafından: , Tarih: 10/29/2014

ÖNSÖZ Besmeleyle başlıyalım kitâba! Allah adı, en iyi bir sığnakdır. Ni’metleri sığmaz ölçü, hisâba, Çok acıyan, afvı seven bir Rabdır! Allahü teâlâ, dünyâda bütün insanlara acıyor. Muhtâc oldukları ni’metleri yaratıp, herkese gönderiyor. Dünyâda ve âhıretde se’âdete kavuşmak için, bu ni’metlerin nasıl kullanılacağını da bildiriyor. İslâmiyyeti hiç işitmemiş olan kâfirlerin Cehenneme sokulmıyacaklarını, bunların hesâbdan sonra, hayvânlar gibi yok olacaklarını, İmâm-ı Rabbânî, 259.cu mektûbunda bildirmekdedir. İşitdikden sonra, düşünüp îmân edenleri Cennete sokacakdır. Düşünmek için ömür boyu zemân vermişdir. Nefslerine, kötü arkadaşlara, zararlı kitâblara ve yabancı radyolara aldanarak küfr ve dalâlet yoluna sapanlardan îmâna gelenleri afv ediyor. Bunları ebedî felâketden kurtarıyor. Azgın, zâlim olanlara hidâyetini ihsân etmiyor. Onları, beğendikleri, istedikleri, içine d...

Tarafından: , Tarih: 01/05/2005

Onun sevgili Peygamberi, insanların her bakımdan en güzeli, en üstünü olan Muhammed aleyhisselâma ve Onun iyi ahlâk ve ilm saçan, Âline, ya’nî akrabâsına ve Eshâbının hepsine “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” bizden düâlar ve selâmlar olsun! Müslimânların öğrenmeleri lâzım olan bilgilere (İslâm ilmleri) denir. İslâm ilmleri ikiye ayrılır: (Din bilgileri) ve (Fen bilgileri). Fen bilgilerine (Hikmet) denir. Dinde reformcular, fen bilgilerine (Rasyonel bilgiler), din bilgilerine (Skolastik bilgiler) diyor. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” (Hikmet, müslimânın gayb olmuş malı gibidir. Onu nerede bulursa alsın!) buyurdu. Bu hadîs-i şerîf, fen bilgilerini öğrenmeği emr etmekdedir. Din bilgilerinin esâsı yirmi ilmdir. Bunlardan sekizi, yüksek ilmler, onikisi de, yardımcı ilmlerdir. Yüksek ilmlerden birisi, (Ahlâk ilmleri)dir. , gerici, şakî ve zevallı bir kimsedir. Görülüyor ki, medeniyyet, şehrler, bin...

Tarafından: , Tarih: 01/05/2005

Hicrî 597 senesinde Tûsda ya’nî Meşhed şehrinde tevellüd, 672 de Bağdâdda vefât etdi. Şî’î idi. Hülâgünün Bağdâdı yakıp yıkmasına, yüzbinlerle müslimânı öldürmesine sebeb olanlardan biridir. Hülâgünün vezîri oldu. Dörtyüzbin kitâb bulunan bir kütübhâne ve Rasadhâne, bir akademi yapdı. Çok kitâb yazdı. (Fâideli Bilgiler) kitâbının 95.ci sahîfesine bakınız! Muhammed Celâlüddîn-i Devânî “rahime-hullahü teâlâ” 829 senesinde tevellüd, 908 de, Şîrâzda vefât etdi. İslâm âlimlerinin en büyüklerindendir. Çok kitâb yazdı. (Ahlâk-ı Celâlî) kitâbı fârisî olup,1304 senesinde Hindistânda sekizinci baskısı yapılmışdır. İngilizceye de terceme edilmişdir. Hüseyn bin Alî Vâız-i Kâşifî “rahime-hullahü teâlâ”, Hiratda vâız idi. Hicrî 910 senesinde orada vefât etdi. Ey temiz gençler! Ey, ömrlerini islâm dîninin güzel ahlâkını öğrenmekde ve yaymakda tüketen ve canlarını Alla...

Tarafından: , Tarih: 01/06/2005

Kalbe bunları yapdırarak, zevklerine kavuşmak için çalışır. Kalbin nefse aldanarak, fenâ huylu olmaması için, ahkâm-ı islâmiyyeye uyarak kalbi kuvvetlendirmek ve nefsiza’îfletmek lâzımdır. Aklı kuvvetlendirmek, islâm bilgilerini okuyup, öğrenmekle olduğu gibi, kalbin kuvvetlenmesi, ya’nî temizlenmesi de, ahkâm-ı islâmiyyeye uymakla olur. İslâmiyyete uymak için, ihlâs lâzımdır. (İhlâs), işleri, ibâdetleri, Allahü teâlâ emr etdiği için yapmak, başka hiçbir menfe’at düşünmemekdir. Kalbde ihlâs hâsıl olması, kalbin zikr etmesi ile, ya’nî Allah ismini çok söylemesi ile olur. Zikrin ehemmiyyeti, (Kıyâmet ve Âhıret) kitâbı 284.cü sahîfesinden başlıyarak, uzun bildirilmekdedir. Zikrin nasıl yapılacağını, Mürşid-i kâmilden öğrenmek ve aklda bulunan ve his organlarından gelen dünyâ düşüncelerini kalbden çıkarmak şartdır. Dünyâ düşüncesi hiçkalmazsa, kalb kendiliğinden zikr etmeğe başlar. Zikrin...

Tarafından: , Tarih: 01/06/2005

İSLÂM AHLÂKI Birinci Kısm Kitâbımızın birinci kısmında, kötü ahlâkdan mühim olan kırk adedi ve bunların ilâcları açıklanacakdır. Aşağıdaki yazıların hepsi, Ebû Sa’îd Muhammed Hâdimînin “rahime-hullahü teâlâ” (Berîka) kitâbının birinci cildinden terceme edilmişdir. Bu kitâbı iki cild olup arabîdir. 1284 senesinde İstanbulda basdırılmış, 1411 de, (Hakîkat Kitâbevi) tarafından, tekrâr tab’ edilmişdir. Hâdimî hazretleri, 1176 hicrî kamerî senesinde Konyanın Hâdim kasabasında vefât etmişdir. KÖTÜ AHLÂK VE BUNLARDAN KURTULMAK ÇÂRELERİ İnsana dünyâda ve âhıretde zarar veren herşey, kötü ahlâkdan meydâna gelmekdedir. Ya’nî, zararların, kötülüklerin başı, kötü huylu olmakdır. Harâmlardan sakınmağa(Takvâ) denir. Takvâ, ibâdetlerin en kıymetlisidir. Çünki, birşeyi tezyîn etmek, süslemek için, önce pislikleri, kötülükleri yok etmek lâzımdır. Bunun için, günâhlardan temi...

Tarafından: , Tarih: 01/07/2005

Bunun için, âyet-i kerîmelerde ve hadîs-i şerîflerde bulunan şirk kelimesinden, her nev’ küfr ma’nâsı anlaşılır. Nisâ sûresinin kırksekiz ve yüzonaltıncı âyet-i kerîmelerinde, müşrikin hiç afv edilmiyeceği bildirildi. Bu âyet-i kerîmeler, kâfirlerin Cehennem ateşinde sonsuz yanacaklarını bildirmekdedir. Bunlara (Kitâblı kâfir) denir. Şimdi, hıristiyanların çoğu, Îsâ aleyhisselâma ülûhiyyet sıfatı isnâd etdikleri için, müşrikdir. Barnabas ve Aryus mezhebinde olanları, kitâblı kâfir iseler de, bunlar bugün yokdur.] Kalb hastalıklarının şirkden sonra en kötüsü, (Bid’at)lara inanmak ve bid’at işlemekdir. Bid’atlardan sonra, günâhlardan sakınmamak gelir. Küçük olsun, büyük olsun, şirkden ya’nî küfrden başka günâh işleyip, tevbe etmeden ölen bir mü’min, şefâ’at olunmakla, yâhud hiçbir sebeb olmadan, yalnız Allahü teâlânın merhamet etmesi ile, afv olunabilir. Küçük günâh, afv edilm...

Tarafından: , Tarih: 01/08/2005

Bunun için, harâmların hepsinden ve tahrîmî mekrûhlardan sakınmak takvâ olur. Farzları ve vâcibleri terk etmek harâmdır. Müekked sünnetleri özrsüz terk etmek tahrîmen mekrûh olur denildi. İ’tikâdda ve ahlâkda ve amelde emr olunanları terk edene, kıyâmetde azâb yapılacakdır. Azâba sebeb olan şeyleri terk etmek lâzımdır. Meselâ nemâz kılmamak ve kadınların, kızların açık gezmeleri büyük günâhlardandır. Bir günâhı terk etmek, meselâ beş vakt nemâzı hergün kılmak çok lâzımdır. Fekat, bu kitâbımızda, terk edilmemesi lâzım olanları değil, terk edilmesi lâzım olanları bildireceğiz. Yapılmaması lâzım olan şeyler, yâ belli bir uzv ile yapılır, yâhud bütün beden ile yapılır. Günâh işlenen uzvlardan sekiz uzv meşhûrdur. Bu uzvlar, kalb, kulak, göz, dil, el, mi’de, ferc ve ayaklardır. Kalb, insanın göğsünde, sol tarafında bulunan yürek denilen et parçasına nefh olunmuş rûhânî bir latîfedir....

Tarafından: , Tarih: 01/08/2005

Bunların tedâvîleri güçdür. İlâclarını iyi bilmek ve iyi kullanmak lâzımdır. Hulk, ya’nî huy, kalbdeki meleke ve kalbdeki arzû, hâl demekdir. İnsanın i’tikâdı, sözleri, hareketleri, hep bu kuvvetden hâsıl olmakdadır. İhtiyârî hareketleri, huyunun eserleridir. Ahlâkı tebdîl etmek, kötüsünü yok edip, yerine iyisini getirmek mümkindir. Hadîs-i şerîfde,(ahlâkınızı iyileşdiriniz!) buyuruldu. İslâmiyyet mümkin olmıyan şeyi emr etmez. Tecribeler de, böyle olduğunu göstermekdedir. İnsanların, ahlâklarını tebdîl etmek isti’dadları aynı değildir. Ahlâkın menşei, sebebi, insânî rûhun üç kuvvetidir. Bunlardan birincisi, rûhun (İdrâk)kuvvetidir. Buna (Nutk) ve (Akl) denir. Nutkun nazarî kuvvetinin mu’tedil, orta mikdârına(Hikmet) denir. Hikmet, iyiyi kötüden, hakkı bâtıldan ayıran kuvvetdir. Bu kuvvetin lüzûmundan fazla olmasına (Cerbeze), ya’nî ukalâlık denir. Cerbeze insan, mümkin olmayan şeyleri...

Tarafından: , Tarih: 01/09/2005

İnsan, rûhun üç kuvvetinden hikmete tâbi’ olunca, diğer ikisine, ya’nî gadaba ve şehvete hâkim olur. Bu ikisini, orta dereceli olan iffete ve şecâ’ate kavuşdurarak se’âdete erer. Eğer, aklın nazarî kuvveti; orta derecesi olan hikmeti bulamayıp, iki kötü uca meyl ederse, kötü huylar hâsıl olur. Aşırı olan altı huy, her zemân kötüdür. Orta derecede olan dört huy da, kötü niyyet ile yapılınca, kötü olur. Mala, mevkı’e kavuşmak için, din adamı olmak, riyâ ile, gösteriş olarak nemâz kılmak ve cihâd yapmak, hikmeti kötüye kullanmak olur. Bir zevke veyâ mevkı’e kavuşmak için, ba’zı zevklerini terk etmek, iffeti kötüye kullanmakdır. Esâs olan dört iyi huydan herbirinin, eserleri, alâmetleri vardır. Hikmetin yedi eseri vardır. Şecâ’atin ve iffetin onbirer eserleri vardır. Kötü huyların ilâcı -Kötü huyların hepsi için müşterek ilâc, hastalığı ve zararını ve sebebini ve zıddını ve ilâcın fâi...

Tarafından: , Tarih: 01/09/2005